Velayet Hakkı ve Velayet Davası

Paylaş:

Aile Mahkemesi boşanma veya ayrılığa karar verirken, eşlerin 18 yaşın altında çocuğu varsa Hakim; anne ve babayı dinledikten ve gerekli uzman, pedagog, psikolog, çocuk gelişimcisi veya sosyal hizmet uzmanlarının raporlarını aldıktan sonra ve çocuk kendini ifade edebilme yetisine sahipse, idrak çağında ise çocuğu da dinleyerek velayet hakkındaki kararını oluşturur.

Velayet davalarına ilişkin genel yasal düzenleme “Çocuklar Bakımından Ana ve Babanın Hakları” başlıklı Türk Medeni Kanunu’nun 182. ve 183. maddelerinde yer almaktadır.  Velayet Hakkı ise Türk Medeni Kanunu’nun 335-352. maddeleri arasında düzenlenmiştir.

182. Maddede velayet davalarında ‘Hakimin takdir yetkisi’ düzenlenmiştir:

“Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak buldukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler.

     Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.

    Hakim, istem halinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.”

“Durumun değişmesi” başlıklı 183. maddede ise:

“Ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması halinde Hakim, re’sen veya ana ve babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alır.”

Özetle, velayet davası ve velayetin değiştirilmesi davası 18 yaşın altındaki çocukların velayet haklarının ve velayet hakkı verilmeyen anne veya baba ile çocuğun kişisel ilişkisinin ne şekilde düzenleneceğine karar verilen ve kamu düzenine ilişkin bir aile hukuku davasıdır.

Türk Medeni Kanunu’na göre velayet hakkı nedir, neleri kapsar?

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 335 ve devamı maddelerine göre velayet; ergin olmayan küçük çocukların bakım, eğitim, öğrenim ve korunması ile çocukların temsil yetkisini kapsamaktadır. Bununla birlikte velayet hakkı, anne-babanın velayeti altındaki çocuğun kişilik hakkına ve varsa mal varlığına ilişkin haklarını, ödevlerini, yetkilerini ve yükümlülüklerini de kapsamaktadır.

Yasalara göre velayeti kendisinde bulunan ebeveyn; çocuğa gücü oranında iyi bir eğitim sağlamalı, kötü alışkanlıklardan uzak tutmalı, mutlu ve huzurlu bir ortam sağlamalı, ahlaken, ruhen ve fiziken iyi yetiştirmek için büyük özen göstermelidir.

Anne ve babanın boşanması durumunda velayet hakkının düzenlenmesindeki amaç, çocuğun, şimdiki ve özellikle ileriye dönük menfaatlerinin en iyi şekilde korunmasıdır. Yani velayetin düzenlenmesinin temelinde, çocuğun üstün yararını belirlemek ve korumak ile geleceğini güvence altına almak amacı bulunmaktadır.

Velayetin düzenlenmesinde hangi hususlar dikkate alınır?

-Çocuğun üstün yararı gözetilir.

Evlilik birliği içinde velayet hakkı anne ve baba tarafından birlikte kullanılmaktadır. Fakat boşanma durumunda velayet düzenlenmesi hususunda öncelikle çocuğun üstün yararı gözetilmek koşulu ile Hakim çok geniş bir takdir yetkisine sahiptir. Velayet konusunda karar verilirken öncelikli olan ve Mahkemenin göz önünde bulundurduğu tek husus, çocuğun menfaatidir. Çocuğun üstün yararı anne ve babanın isteklerinden önce gelir. Bu bakımdan anne ve babanın çocukla ilgili hususlarda, özellikle velayet konusunda ve kişisel ilişki tesisinde anlaşmış olmaları veya kabul beyanları Mahkemece velayetin düzenlenmesinde tek başına etkili değildir. Velayet hakkının tesisi ancak çocuğun üstün yararına uygun ise Hakim, ebeveynlerin bu anlaşmasına göre karar verebilir ya da gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir.

Asıl olan, çocuğun bedensel ve zihinsel gelişiminin olası tehlikelerden uzak tutulmasıdır. Mahkemeler tarafından çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin düzgün sağlanması amacı gözetilecektir.

Velayet davalarında Mahkeme tarafından çocuğun üstün yararı değerlendirilirken çocuk ile anne ve babaya dair birtakım faktörler göz önünde bulundurulur. Velayetin düzenlenmesindeki temel amaç çocuğun sosyal, psikolojik ve ekonomik yönden üstün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almaktır. Bu sebeple de çocuğun yaşı, cinsiyeti, eğitim durumu, sağlık durumu, idrak çağında ise çocuğun görüşü, yaşadığı ortam ve güvenliği gibi çok çeşitli faktörler önem taşımaktadır.

Hakim tarafından velayetin düzenlenmesinde en önemli kıstas çocuğun yaşı olmakla birlikte gelişim psikolojisi verileri doğrultusunda yaş gruplarına göre annenin bakım ve şefkatine muhtaç olup olmama hususu ve çocuğun idrak çağında olup olmadığı konuları üzerinde önemle durulmaktadır.

  • 0-3 yaş grubu bebek ve çocuklar anne bakım ve şefkatine muhtaçtır ve genel uygulama doğrultusunda anneye verilirler.

Çocuklar ve bebekler konusunda ortak velayet yönünde karar verilemediği durumlarda; meydana gelebilecek herhangi bir tehlikenin veya olumsuzluğun varlığı kanıtlanmadıkça, annenin sağlık ve yaşam koşullarına ilişkin çok ciddi bir sorun olmadıkça 0-3 yaş grubundaki çocukların velayeti genel olarak anneye verilmektedir. 0-3 yaş grubundaki bebek ve çocukların anne ilgi ve şefkatine daha fazla ihtiyacının olması dolayısıyla, çocuğun yaşam güvenliğini tehdit eden bir sorun yoksa; annenin yaşantısındaki bazı aksaklıklar veya genel kabul görmeyen bazı durumlar annenin bebeğinin velayetini almasına engel olmayacaktır.

Örneğin Yargıtay vermiş olduğu bir kararında, çocuğunun bakım ve gözetimini özenle ve sağlıklı şekilde yapan bir Annenin pavyonda çalışmasını velayet hakkını almasına engel bir durum olarak değerlendirmemiştir. Burada önemli olan, bu yaştaki bebeklerin annenin şefkatine ve bakımına, babaya oranla daha çok ihtiyaç duyması durumudur.

Yargıtay yine benzer bir kararında da; boşanmaya esas alınan kötü fiilden etkilenmeyecek yaşta olan, anne bakım ve şefkatine muhtaç küçüğün velayet hakkını anneye vermiştir.

  • 3 – 6 yaş grubu çocukların anne ile kalması uygun görülebilir.

3-6 yaş grubundaki çocukların annelerine olan ihtiyacının, 0-3 yaş grubu bebek ve çocuklara göre nispeten daha az olduğu düşünülür. Ancak yine de şartlar elverdiği ölçüde bu yaş grubundaki çocukların da annenin yanında olmasına ve annenin bakım ve ilgisine ihtiyaçlarının olması düşüncesiyle çoğunlukla anne ile yaşamalarının doğru olacağı kanısı yaygındır.

Bu yaş grubundaki bir çocuğa ilişkin Yargıtay’ın 2012 tarihli bir kararında; Annenin geçici bir süre üniversitede okuması nedeniyle küçük çocuğa anneanne tarafından bakılıyor olması küçüğün fiziksel ve ruhsal bakımdan gelişimine engel nitelikte görülmemiştir. Anne yanında kalmasının çocuğun bedeni, fikri, ahlaki gelişmesine engel olacağı yönünde ciddi ve inandırıcı delillerin bulunmadığı ve hemen meydana gelecek tehlikelerin varlığı da ispat edilemediği için anne bakım ve şefkatine muhtaç 2008 doğumlu çocuğun velayetinin babaya verilmesi kararını bozmuş ve o dönemde 4 yaşında olan çocuğun velayetini anneye vermiştir.

6 yaşındaki bir çocuğa yönelik velayet davasında Yargıtay yine; küçük çocuğun idrak çağında olmayıp anne bakım ve şefkatine muhtaç olduğu; anneye yüklenen kusurlu davranışların tek başına velayeti üstlenmeye engel olmadığından bahisle velayet hakkını anneye vermiştir.

  • 6 – 12 yaş arası çocuklarda çocuğun sorumluluklarını alabilecek durumda olmak önemlidir.

Velayet davasında 6 -12 yaş arasındaki çocukların annenin bakım ve şefkatine diğer yaşlarına oranla daha az muhtaç oldukları düşünülmekte, bundan dolayı da anne ve babanın sosyal ve ekonomik imkanları ile çocuğun sorumluluğunu alabilecek durumda olmaları gibi faktörler daha çok göz önünde bulundurulur. Anne ve babadan hangisi bu sorumlulukları en iyi şekilde taşıyabileceğini kanıtlayabilirse 6 – 12 yaş arasındaki çocuklar ona verilir. Kendini ifade edebilen, idrak çağında olan çocuğun da uzmanlarca dinlenerek, fikrinin alınması gereklidir. Çocuğun fikri alınmadan verilen velayet kararlarını Yargıtay bozma sebebi saymaktadır.

Bu yaş grubundaki iki kardeşe ilişkin Yargıtay 2012 tarihli bir kararında; davalı annenin çocuklarıyla birlikte oturduğu sosyal çevrenin diğer mahallelere oranla risk ve suç teşkil eden davranışların yoğunlukla meydana geldiği bir yer olduğu, müşterek çocuklardan 1994 doğumlu ve 1997 doğumlu çocukların riskli sayılabilecek kişilerle arkadaşlık yaptığı, eve geç saatlerde gelme gibi davranışlarının olduğu, davalı annenin çocukları disiplin altına almada yetersiz kaldığı, bu hususların sosyal inceleme raporu ile tespit edildiği ve bu sebeplerle çocukların bedeni, fikri ve ahlaki gelişimlerinin anne yanında tehlikede olduğundan bahisle çocukların velayetlerinin babaya verilmesine hükmetmiştir.

  • 12 yaşından büyük çocukların veya idrak çağında olanların kimin yanında kalmak istediği fikri önemlidir.

Velayet davasında 12 yaşından büyük çocuklarda yine anne ve babanın sahip olduğu tüm şartların ayrıntılı araştırılmasının yanında çocuğun eylemli olarak kimin yanında kaldığı da göz önünde bulundurulabilir. 12 yaş üzerindeki çocuklar genellikle kendini ifade etme ve iletişim yeteneğine sahip olduğu için bu gibi durumlarda bir pedagog veya sosyal hizmet uzmanı çocuğu dinler ve kimin yanında kalmak istediği, kiminle mutlu olduğu konularında çocuğun fikrini alır.

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12, Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 3 ve 6. maddeleri, idrak çağındaki çocukların kendilerini ilgilendiren konularda görüşünün alınması ve görüşlerine gereken önemin verilmesini öngörmektedir. İç hukuk tarafından çocuğun idrak gücüne sahip olduğu durumlarda, çocuğa adli merci önünde kendini ilgilendiren davalarda kendi görüşünü ifade etmesine izin verilmeli ve yüksek çıkarına açıkça ters düşmediği takdirde ifade ettiği görüşe gereken önemin verilmesi gerekmektedir.

Bu sebeplerle Mahkemelerce bizzat veya görevlendirilecek uzmanlar vasıtasıyla çocukların görüşünün alınması zorunludur.

    -Anne ve babanın yaşam şekillerine ilişkin maddi, manevi her durum ayrıntılı olarak araştırılır.

Velayet davasında çocuğun şahsi durumuna ilişkin unsurlarla birlikte anne ve babanın sahip olduğu veya sahip olamadığı özellikler de belirleyici etkendir. Bu bakımdan Aile Mahkemesi Hakimi; anne ve babanın çocuğun sorumluluğunu en iyi şekilde kimin alabileceğini, bakım ve gözetiminde kimin ihmali davranışının olmayacağını, çocuğun psikolojik ve maddi ihtiyaçlarının kimin tarafından daha iyi karşılanacağını, anne ve babanın mesleği, yaşı, ekonomik ve sosyal durumu gibi pek çok hususu göz önünde bulundurarak yargılamayı yapacak ve uzmanların düzenleyeceği raporlar doğrultusunda da velayet kararını verecektir.

Önemle tekrar belirtmek gerekir ki; velayet hakkının düzenlenmesinde ne çocuğun yaşına ilişkin ne de anne ve babanın sosyal ve ekonomik durumlarına ilişkin kesin kurallar yoktur. Mahkeme her somut olayı ve davayı ayrı ayrı kendi dinamitleri ekseninde değerlendirir. Bu sebeple şu yaştaki çocuk anneye veya babaya verilir gibi kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Burada önemli olan tek şey çocukların gelişimini olumsuz etkileyecek durum ve olaylara ilişkin ciddi ve inandırıcı delillerin bulunması ve bu durumun Mahkeme huzurunda kanıtlanmasıdır. 

Velayet davası hangi mahkemede açılır?

Velayetin kaldırılması ve değiştirilmesi davalarında görev Aile Mahkemesine aittir. Aile Mahkemesinin bulunmadığı yerlerde Asliye Hukuk Mahkemeleri “Aile Mahkemesi” sıfatı ile velayet davalarına bakarlar. Yer açısından ise yetkili Aile Mahkemesi, davalının yerleşim yeri ve çocuğun oturduğu yer Aile Mahkemesidir.

Evlilikte velayet hakkı nasıl kullanılır?

Evlilik devam ettiği sürece velayet anne ve baba tarafından birlikte kullanılır. Yasal bir sebep olmadıkça velayet ana ve babadan alınamaz.

Hakim vasi atanmasına gerek görmedikçe, kısıtlanan ergin çocuklar da (örneğin akıl hastası olan 18 yaşından büyük çocuklar) ana ve babanın velayeti altında kalırlar.

Anne ve baba, velayet hakları çerçevesinde üçüncü kişilere karşı çocuklarının yasal temsilcisidirler.

Türk Medeni Kanunu madde 339 gereğince; Anne ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar. Çocuk anne ve babasının sözünü dinlemekle yükümlüdür. Bununla birlikte ana ve baba, olgunluğu ölçüsünde çocuğa hayatını düzenleme olanağı tanır; önemli konularda olabildiğince onun düşüncesini göz önünde tutarlar. Çocuk, velayete sahip olan anne ve babasının rızası dışında evi terk edemez. Çocuğun adını anne ve babası koyar.

Boşanma olmadan ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hali gerçekleşmişse Hakim, velayeti eşlerden birine verebilir.

Velayet, ana ve babadan birinin ölümü halinde sağ kalana; boşanmada ise çocuk kendisine bırakılan tarafa aittir.

Anne ve baba evli değilse velayet kimde olur?

Ana ve baba evli değilse velayet anneye aittir. Annenin yaşı küçük, kısıtlı veya ölmüş ya da velayet kendisinden alınmış ise Hakim, çocuğun menfaatine göre, vasi atar veya velayeti babaya verir.

Üvey çocukların durumu nasıl düzenlenir?

Eşler 18 yaşını aşmamış, ergin olmayan üvey çocuklarına da özen ve ilgi göstermekle yükümlüdür.  Kendi çocuğu üzerinde velayeti kullanan eşe diğer eş uygun bir şekilde yardımcı olur; durum ve koşullar zorunlu kıldığı ölçüde çocuğun ihtiyaçları için onu temsil eder. (Türk Medeni Kanunu “Üvey Çocuklar” başlıklı 338. Madde)

Velayetin değiştirilme nedenleri neler olabilir?

Velayet, anne ve babadan herhangi birine verildiğinde diğer taraf ciddi bir sebebe bağlı olarak velayetin değiştirilmesi davası açabilir. Velayetin değiştirilmesi davası; velayet kendisine verilen tarafın durumunun değişmesi ve sonradan ortaya çıkan çeşitli nedenlerden dolayı velayeti alan anne ya da babanın velayet hakkını gereği gibi kullanamaması, kötüye kullanması, çocuğunu ihmal etmesi gibi durumlarda çocuğun üstün menfaati doğrultusunda açılan ve kamu düzenine ilişkin davadır.

Velayetin Mahkeme kararı ile değiştirilmesi için velayet hakkının kendisinde olan tarafın velayet hakkını kullanmasına engel teşkil edecek veya çocuğun zihinsel, fiziksel, sosyal ve ahlaki gelişimini olumsuz etkileyecek ve tehlikeye atacak olayların ortaya çıkması gerekir. Ayrıca iddia edilen bu olayların ciddi ve inanılır delillerle şüpheye mahal vermeyecek şekilde kanıtlanması yasal zorunluluktur.

Bu davalar kamu düzenine ilişkin davalar olduğu için Hakim, tarafların gösterdiği ve dosyaya sunmuş olduğu deliller ile sınırlı değildir. Aile Mahkemelerinin velayet davalarında kendiliğinden araştırma ve delil toplama yetkisi vardır.

Türk Medeni Kanunu’nun “Durumun Değişmesi” başlıklı 183. maddesinde; “Ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması halinde Hakim, resen veya ana ve babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alır.” hükmü bulunmaktadır.

183. maddede sayılan bu ‘durum değişiklikleri’ sınırlı sayıda değildir ve çocuğu etkileyen her türlü ciddi olumsuz faktör, durum değişmesi olarak kabul edilir.

Örneğin, çocukla anne veya babasının kişisel ilişki kurulmasının engellenmesi; çocuğun velayet hakkı olmayan annede ya da babada fiilen yaşaması; çocuğun üçüncü kişinin yanına bırakılması; velayeti kendisinde bulunan annenin ya da babanın yeniden evlenmesi ve bu evliliğin çocuğun yararlarını zedelemesi; velayet hakkı kendisine verilen tarafın bir başka yere gitmesi, çocuğun yaşadığı ortamda psikolojik veya fiziksel şiddet görmesi; velayet hakkı sahibi anne veya babanın vesayet altına alınması gibi sebepler velayetin değiştirilmesi sebepleri olarak sayılabilir.

Gerekli koşulların oluştuğunun Mahkeme huzurunda tespit ve ispat edilmesiyle velayetin değiştirilmesi durumunda, velayeti kendisinden alınan anne veya babanın çocukla kişisel ilişki kurulmasını Mahkemeden isteme hakkı vardır. Hatta böyle bir talep yapılmasa dahi Mahkeme, çocuğun diğer taraf ile ne zaman görüşeceğini, kişisel ilişkilerini hangi zaman diliminde ve hangi aralıklarla kuracağını ayrıntıları ile hükmünde belirtecektir.

Çocukla kişisel ilişki tesisi kararında nelere dikkat edilir?

Çocuk ile ebevyenleri arasındaki hukuki/resmi velayet ilişkisinden önce gelen esas konu, çocuk ile anne ve babası arasındaki annelik ve babalık bağıdır;  sevgi ve şefkat ilişkisidir.  Bu sebeple Hakim kişisel ilişki tesisini düzenlerken, bu ilişkinin anne ve babalık duygusunu tatmin edecek şekilde ve yine çocuğun yararını temel alan bir karar verecektir.

Aile Mahkemesi Hakimi kişisel ilişkiyi düzenlerken çocuğun menfaatlerine ek olarak sağlık, eğitim ve ahlaki bakımdan yararlarını da göz önünde tutar.

Ayrıca velayet hakkı ve kişisel ilişki düzenlenirken, anne veya baba ile küçük arasında her hafta sonu beraberliklerini ortadan kaldıracak şekilde düzenleme yapılamaz. Anne ve baba ayrı şehirlerde yaşıyorlarsa sadece Temmuz ayında veya bayramlara indirgenerek düzenlenen kişisel ilişki düzenlenemez. Bu tarz düzenlemeler annelik/babalık duygusunu tatmin için yetersiz görülmekte ve Yargıtay’ca kabul edilmemektedir.

Velayet hakkı kendisine verilmeyen bir kişinin çocuğu ile kişisel ilişki kurma hakkı, bu kişinin vazgeçilmez ve feragat edilemez temel kişilik hakkıdır. Bununla birlikte Medeni Kanun’un 324. Maddesinde bu hakka yine çocuğun üstün yararı gözetilerek istisna ve sınırlama getirilmiştir. Maddede aynen;

“Ana ve babadan her biri, diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdür.

Kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba bu haklarını birinci fıkrada öngörülen yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar veya çocuk ile ciddi olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli sebepler varsa, kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilir veya kendilerinden alınabilir.” denilerek kişisel ilişki tesisinin kaldırılabileceği durumlar belirtilmiştir.

Velayetin Mahkemece kaldırılması hangi şartlarda söz konusu olabilir?

Çocuğun korunmasına ilişkin önlemler yetersiz kalırsa ve ya bu önlemlerden sonuç alınamazsa, Aile Mahkemesi anne ve babadan velayetin kaldırılmasına karar verir. (Medeni Kanun madde 348)

  • Anne ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, özürlü olması, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerden biriyle velayet görevini gereği gibi yerine getiremezse,
  • Anne ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması.

Velayet ana ve babanın her ikisinden kaldırılırsa çocuğa bir vasi atanır. Velayetin kaldırılması söz konusu anne ve babanın mevcut ve ileride doğacak bütün çocuklarını kapsayabilir.

Velayet kendinde olmayan taraf çocuğun giderlerine katılmak zorundadır.

Türk Medeni Kanunu’na göre; velayet hakkı kendisinde olmayan anne veya baba, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. İştirak nafakası belirlenirken anne ve babanın ekonomik, sosyal ve mesleki durumları göz önünde bulundurulur. Ayrıca velayet hakkı kendisinde olan tarafın bu hakkın kendisine yüklediği görev dolayısıyla harcadığı emeğin ve yüklendiği sorumlulukların karşılığı olağan harcamalar da dikkate alınır.

Özetle iştirak nafakası mahkeme tarafından belirlenirken; çocuğun yaşı, eğitimi, sağlık durumu ve ihtiyaçlarının yanında, anne ve babanın gelir durumu gözetilir ve nafaka yükümlüsünün maddi durumuna uygun olacak şekilde nafakaya hükmedilir.

Benzer Yazılar